İNTERNET HABER

Türkiye'de yerin kulağı var


14 Kasım 2009

SİNCAN Adliyesi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı"ından sonra Yargıtay"ın da dinlendiğinin ortaya çıkması herkesi şaşkınlığa uğratırken her nedense ben hiç şaşırmadım.


Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla TİB"de yapılan inceleme sonucu Yargıtay"ın dinlenme kararı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 3 Kasım 2008"de verilmiş.

Türkiye"de 72 milyon insana potansiyel suçlu muamele yapılması, sevgili okuyucular, ne yazık ki Türkiye"de ciddi bir güven bunalımı olduğunu ortaya koyuyor. 

İyi ama kim kime güvenmiyor?

Devlet halkına, halk devlete, devlet Yargıtay"a, devlet Başsavcı"ya derken kimsenin kimseye güveni kalmamış.
 
Peki bu halk kime güvenecek?

Sanırım iktidar partisi yıllardır tek başına olmanın getirdiği yalnızlıkla paranoya hastalığına kapıldı. Başbakan"ın son zamanlarda ekranlardaki görüntüsüne dikkat ediyorum. Gözlerinde öfke ve nefret var.

Kimden, neden nefret ediyor?

Perşembe akşamı, yani Yargıtay dinlenme olayının patlak verdiği gün Anayasa Profesörü Süheyl Batum ile bir akşam yemeği yedik ve gelişen olayları değerlendirdik. Süheyl Batum şunları söyledi:

“Türkiye"de 1.5 yıldan beri hukukçuların büyük çoğunluğu bir şey söylüyoruz. O da şu ; Yaşadığımız, içinde bulunduğumuz gelişmeleri ,demokratik bir Hukuk Devleti"nde olması gerekenle karşılaştırmak kesinlikle mümkün değil.
Düşünün, Yargıtay dinleniyor. Hem de Türkiye"de geçerli olan tüm anayasal ve yasal mevzuata tamamen aykırı olarak. Yine düşünün Ergenekon soruşturması ile görevli Cumhuriyet Başsavcısı dinleniyor. Hem de Ergenekon nedeniyle. Üstelik geçerli olan mevzuat dinleme için sadece "delillerin varlığı" gerekli görülüyor iken. Üstelik bu dinlemeleri Adalet Bakanı istiyor. Yani yürütme organı, yargı organını baskı altına alıyor. Hem de "bu delillerle"! 

Dünyada yürütme organının bu delillerle, bu yöntemlerle yargı organını baskı altına aldığı hiçbir rejim “demokratik hukuk devleti” olarak adlandırılamaz. Böyle bir rejimin adını siyaset bilimi ve anayasa hukuku kitaplarında bulabilirsiniz. Bence o da “otoriter” ya da “diktatörlük rejimi”dir.”

Süheyl Batum"un gözlemlerine katılmamak mümkün mü? Siyasete girmekte halen daha tereddüt içinde bulunan Sayın Batum içini öyle bir döktü ki... Keşke hepsini yazabilsem.