İNTERNET HABER

Süheyl Batum'dan önemli açıklamalar !


03 Şubat 2009

 

 

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum’la geçtiğimiz günlerde bir araya geldim.Söz döndü dolaştı “Kürt Dili ve Edebiyatı” konusuna geldi.Konu hakkında ki düşüncelerini sorduğumda Sayın Batum şu açıklamalarda bulundu;

Türkiye'de her şeyi yanlış tartıştığımız gibi, bunu da yanlış tartışıyoruz. Türkiye'de, Kürt diline, başka dillere izin verirsiniz veya vermezsiniz , bunların hepsinin Türk halkının menfaatleri doğrultusunda politikalar olması lazım. Yani Türkiye'de yaşayan insanların menfaatleri nedir? Ne yapılması lazım? Türk siyasetçilerinin bir takım  fikirler ve politikalar üretmesi gerekmektedir. Türkiye'de bu yönde politikalar üretmiyoruz. Kürtçe konuşmada bunun en belirgin örneklerinden bir tanesidir. Sakın bunu şöyle anlamayın, ben Kürt dili ve edebiyatı bölümü açılmasına karşı değilim. Türkiye 2001 yılından bu zamana kadar  bu yanlışlığı yaptı ve şimdi hatanın  farkına vardı. Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Gürcü, etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşıdır ve eşittir. Oysa bizim anayasamızda 2001 yılına kadar bir yasak vardı. Başka dillerde konuşma yasağı . 2001'de bunu kaldırdık. Arkasından tuttuk, anayasamızda bir çok değişiklik yaptık. “Kürt kökenli vatandaşlarımız için nasıl bir şey yapalım ?”diye oturup toplantılar yapıldı. Şahsen bende, 2001 yılında bir rapor hazırladım. Türkiye bu raporu bastı.

 

Biz bu raporda şunu savunduk ve dedik ki; “Türkiye'de kültürel hakların tanınması lazım. Bu haklar azınlık hakları olarak değil, bireysel haklar kapsamında, kültürel haklar olarak tanınmalı” .

Türkiye'de daha öncede bu kültürel hakların tanınmasının nasıl yapılacağı söylendi. Biz 2001 yılında dedik ki;” Türkiye'de geleneksel olarak konuşulan diller diyelim “ dedik.  Bu çok önemli bir rapordur. Bu raporu bizzat ben hazırladım. Arkasından 2002 yılının Ağustos ayında, AKP iktidarda değilken , bu formülü TRT2, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel kullandıkları dil üzerine getirdi.

Daha doğrusu radyo ve televizyon kuruluşları hakkındaki yasa için getirildi.

Sonra AKP iktidara geldi. İktidara geldikten 1 ay sonra, Lazca, Çerkezce, Kürtçe, gibi dillerin bir ayrımını yapmadan, ‘Türk vatandaşlarının geleneksel olarak kullandıkları diller ‘ diyerek, bunun için özel televizyonlarda yayın yapılabilir, dedi. Yani  aslında  bu değişiklik 2002’de oldu .

İzin ne zamana kadar verilmedi?    2009.

 

Batumdan öğrendiğim  bu önemli bilgiler doğrultusunda şu soruyu yönelttim ; Peki biz 2003’ten 2009’a kadar neyi bekledik?

 

Batum; Yaklaşık olarak 5 buçuk seneden fazladır bekliyoruz. Biz 2001 yılında şunu demiştik ; “Dilin  bu şekli ile yayın da, eğitimde yapılabilir. Genel eğitim programı içinde ve bu programı aksatmamak kaydıyla, derslere yer verilebilir. Bu Kürtçe olur, Lazca olur, Çerkezce olur. Biz bunu 2001 yılında söyledik. Yasa 2002 yılında çıktı. 2003’te de AKP bu yasayı devam ettirdi. 6 sene bu yasayı AKP kullandı. 31 Aralık’ta bunu  gündeme koydu. “

Süheyl Batum ‘dan aldığım bu  yanıt üzerine ister istemez “niçin?” sorusunu sordum.  “ Madem çıkarmayacaktı, madem yasaya gerek yoktu neden 6 yıl bekletildik ?

Madem beklemesi gerekiyordu bunu neden AKP  6 yıl sonra yaptı?”

 

Sorularımı sabırla yanıtlayan Süheyl Batum sözlerine şöyle devam etti ;   Maalesef bu kararı Türkiye kendisi almıyor. ABD, Kuzey Irak’tan çıkacağı için, Türkiye’nin Kuzey Irak ile iş birliği yapmasını istiyor. ABD’nin önde gelenleri , Türkiye’de çıkarları bulunan kişilere ve partilere dediler ki; ‘ biz gidiyoruz, bunu sen tanımazsan olmaz. Hiç merak etme PKK’yı ortadan kaldıracağız, sende buna işlerlik kazandıracaksın’ dedi.

 Bunun üzerine AKP 31 Aralık’ta bu yasaya işlerlik kazandırdı. Anlayacağınız aslında 6 yıl beklemenin hiçbir anlamı yoktu. Peki neden 6 yıl beklediniz o zaman derseniz, çünkü böyle bir niyet yoktu. Bakın o günden beri de PKK çatapat atmadı. Bu kötü mü? Tabiî ki hayır keşke hiç bir şey yapmasa…

 Bunun bugün uygulamaya getirilmesini ABD istemiştir. Dolayısıyla Türk halkının çıkarları veya Kürt halkının çıkarları düşünülmemiştir. Yoksa 6 yıl beklenmezdi. Bunun en belirgin örneği, PKK’nın o günden beri en ufak bir eylemde bulunmamasıdır. Bu da şunu gösteriyor. Demek ki PKK diye bir örgüt Türkiye’de kimlerin elinde  maşaydı? Kimler tarafından Türkiye’ye kullanıldı veya ortaya çıktı?

Neden  Amerika ‘şimdi tamam’ dediği andan beri bir çatapat bile atılmadı?

 Türkiye ancak kendi kurallarını kendi kararlarıyla  düzenlemeye başladığında bu iş çözülecektir.”

 

Süheyl Batum ile yaptığım bu önemli görüşmeden sonra , başımı iki elimin arasına aldım düşünmeye başladım. Anayasa Pröfösörü Süheyl Batum’un bu açıklamaları oldukça ilginç ve düşündürücü.

Bakalım bizi daha yaşadığımız süreçte daha  neler bekliyor…?