HABERTÜRK

Yaş gereği ister istemez eskiyi anacağım


20 Kasım 2010

‘Yaşlı olmanın belirtilerini ya da geçmiş zaman hikayeleri’ni anlatan konuşmalar başladığında, “Yine 1946 ruhundan başladınız konuşmaya” diyerek, ortamı günümüze çekmeye çalışmam artık aile meclisinde bir rituel haline geldi.
Kendi eşimden örnek vereyim. Diyelim bir olay oldu ve çözüm aranıyor. Ama her olay gibi bu olayında geçmişe dayanan bir yaşanmışlığı ve başlangıcı var. Eşime, “Ne yapmalıyız ve bu olayı nasıl sonuçlandırma-yız” sorusunu sorduğum an yanıt şöyle başlıyor; “Bu işe başlarken şu tarihte...” ya da “Bu işi Türkiye’ye bilmem kaç yılında ilk ben getirdim. Sonra da şöyle gelişti...” Peki sonuç?
Ben, sonuca ve çözüme acaba ne zaman gelecek, diye beklerken bir bakarım konuşma başlayalı yaklaşık 2 saat olmuş. Ve hala 2010 Kasım’a, yani çözüme gelememişiz.
Neyse şimdilerde çözümü kendim buldum. Tam eşim veya yakın dostlarım çözüm gerektiren bir konu hakkında tarih sayfalarından konuşmaya başladıkları an söze dalıyorum ve “Allah aşkına yine 1946 ruhundan başlamayın. Bakın hepiniz yaşlandınız. Bu hiç iyiye alamet değil. Sadede gelin bir an önce” diyerek ortamı germeyi başarıyorum. “Germeyi” diyorum , çünkü sanki “arızalı” olan benmişim gibi o an öldürücü bakışlarını atmaya başlıyorlar.
Fakat bu bayram tatilinde fark ettim de benim de geçmişe özlem duyduğum günler, anlar başlamış.
Dayım... Hiçbir zaman yanımdayken değerini bilemediğim, canım dayım.
Her bayram biraz daha elden ayaktan düşen, buna karşın beyni hala zehir gibi çalışan, hala yazan, üreten biricik dayım.
İzmir–İstanbul hattında süren yaşantım içinde her fırsatta yanına koşup öpüp kokladığım dayım.
Onu sizler de tanırsınız; Türk edebiyatının ünlü kalemlerinden biri Tarık Dursun K...
Evet, kendileri dayım olurlar.
Dayımı dayım yapan, Tarık Dursun K yapan kadın, yani yengem aşağı yukarı 15 yıl önce vefat etti. Geride tek bir oğulları kaldı. Adı Zafer... Zafer de İstanbul’da reklamcılık sektörünün duayenlerinden sayılır. Kuzenim, babasının tek oğlu. Zafer yalnız yaşar, bir de köpeği vardır.
Bu bayram dayım dört gözle oğlunu bekledi. Çünkü bayramın ikinci günü sabah 9 uçağı ile geleceğini söylemişti. Bu nedenle, ailecek bayramın ikinci gününe kilitlendik.
Dayım bir yere kıpırdamaz, gözünü kapıdan ayırmaz ve “Zafer gelecek” den başka söz etmez oldu. Ama Zafer gelmedi.
Hem de geleceği beklenen günün sabahı aradı. Ve şu mazerette bulundu; “Köpeğimi bırakacak yer bulamadım.” Hani özrü kabahatinden büyük derler ya o misal...
İlk kez bayram günü hüngür hüngür ağladım. Sanırım her bayram ben de ilerde bu anı hatırlayarak, “dayımın değer verdiği o bayram günü” diyerek sözlerime başlayacağım. Yazık...