HABERTÜRK

Unutamadığım ‘o’ gün


17 Mart 2012

Tarih 2 Temmuz 1993... Görev nedeniyle Afyon’da yaşamaktaydık. Oğlum Kerem henüz bir buçuk yaşındaydı. Afyon’a taşınalı da 6 ay falan olmuştu. Ve en az bir altı ay daha orada yaşamak zorundaydık.

O dönemlerde Afyon benim için İzmir’den sonra yaşamak zorunda olduğum en geri kalmış şehirdi. “İzmir’e uzaklığı 4 saat, Ankara’ya uzaklığı 3 saat, Antalya’ya uzaklığı 2.5 saat olan bir şehir, nasıl bu kadar geri kalabilir?” sorusunu o yıllarda defalarca kendime sormuştum.

Oturulabilecek tek bir kafe, pastane olmadığı gibi ne bir sinema, ne de bir tiyatro vardı. Akşam gidilebilecek tek düzgün restoran ise şehirlerarası otobüslerin mola verdiği Oruçoğlu tesisleri idi. Kadınlar kesinlikle alışveriş yapmaz, manava, markete gitmezdi. Tek yaptıkları kendi aralarında günler düzenleyip bol bol ekmek kadayıfı yemekti. O dönemde eğer ben de onlara uysaydım eminim İzmir’e dönüşüm muhteşem olurdu.

Fakat ben 1993 yılında Afyon’da bir ilki gerçekleştirmiş, oranın bayanlara özel ilk spor salonunu açmıştım. Hatırlarsanız step modası vardı. Step tahtalarını İzmir’den getirmiş, birkaç da özel zayıflama aleti koymuştum. Böylelikle bol bol ekmek kadayıfı yiyen, ev ev gezen Afyonlu kadınlar arasında yeni bir çığır açmış, o yılın en ‘in’ yerini işletir olmuştum.

İlk başlarda çarşıya, bakkala, manava gitmeme alışamayan Afyon halkı, bir süre sonra ona da alışmış, beni ‘yenge’ mertebesine yükseltmişlerdi.

2 Temmuz 1993 günü benim için her zamanki bir Afyon günüydü. Sabahtan evdeki işlerimi halletmiş, öğlene doğru alışverişimi yapmak üzere Uzun Çarşı’ya girmiştim. Her zaman alışveriş yaptığım mandıraya girip siparişlerimi verdiğimde mandıra sahibinin yaşlı babası ve birkaç arkadaşı, hararetli hararetli tartışmaktaydılar. Açık olan televizyona gözüm iliştiğinde ekranda Sivas’ta yaşanan olaylar veriliyordu. İşte o anda duyduklarım bugün bile kulaklarımda çınlamakta... Dükkan sahibinin yaşlı babası ve arkadaşları hararetli bir şekilde, “İyi yaptılar. Hepsini gebertsinler. Cayır cayır yansınlar inşallah...”

Bir anda “Ben nerede yaşıyorum, duyduklarım doğru mu?” diye afalladığımı hatırlıyorum. Tam ağzımı açıp bu sözlere cevaben öfkeyle birkaç cümle sarf edecektim ki içimden bir ses, “Ayşem, sus ve çık buradan” dedi. Siparişlerimi almadan kendimi dışarı attığımı hatırlıyorum. İşyerine nasıl vardıysam salondan içeriye girdiğimde bembeyaz yüzümü gören arkadaşıma olanları anlattığımda “İyi ki tek kelime etmemişsin. İnan bana bir gün bile barınamazdınız burada. Sen sen ol, bu tarz konuşmalara sakın tepki verme.”

Görev süremiz dolduğunda bir gün dahi fazladan kalmadan Afyon’dan arkama bakmadan kaçmıştım. Ve o gün bugündür hala ayak basmadım...

Zamanaşımı kavramı bir tek benim ve benim gibi düşünenlerin hafızalarına mı hükmedemiyor dersiniz?