HABERTÜRK

Kar artarken işçi ölümleri artıyor


05 Kasım 2014

Ülkemizde sermaye çıkarları ile emek hakları arasında yasal bir hukuk devleti, çalışma koşulları ve ücretler düzeni olmadığından son zamanlarda yaşanan iş kazalarının sonuçları bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiş bulunmaktadır.

Halbuki ekonomik gelişme, büyüme ve zenginleşme masallarının büyüsünde olmalıyız öyle değil mi?

Gelişiyoruz, büyüyoruz, ekonomik krizler bizi teğet geçiyor...

Sanki dikensiz bir gül bahçesinde yaşamaktayız.

Ya insani gelişmişlik, çalışanların hakları, ücretlendirme, gelir dağılımı ya da gün geçtikçe artan (açılan sınır kapıları ile her geçen gün çoğalan nüfusu, iş arayan suriyelileri de göz önüne alırsak ) işsizlik...?

İŞTE SONUÇ

En büyük kentleşme, en modern yapılaşma ve dünya ile yarışan dev projeler derken gerçekte dünyada en çok ölümlü iş kazalarının olduğu, meslek hastalıklarının kayıtlara dahi geçemediği, işçinin canının diplerde süründüğü ülke konumundayız.

(Yani yine deve kuşu misali kafayı kuma gömmüşüz. Ve açıkta kalan yerimizi biz hariç bütün dünya görmekte)

Soma’da 301 madencinin birden öldüğü, İstanbul’un merkezinde çok lüks, en ileri teknolojili inşatta asansörün yere çakılması ile 10 işçinin ölmesi, ardından bir asansör kazası daha ve son olarak da Ermenek’de su baskını sonucu 18 madencinin yok oluşu...

Ne rastlantı ama değil mi?

En karlı sektörümüz madencilikte , işçilerin en ağır koşullarda ,yoksulluk içinde çalıştırılmalarının önlemlerinin faturası ülkemizde yine işçiye çıkarılmıyor mu?

Utançtan yerin dibine girmemiz gerekirken hala “madenciliğin fıtratında ölüm var” denebiliyorsa yukarıda ki sorunun cevabı da zaten kendiliğinden verilmiş oluyor.

KURALSIZ DÜZEN

Kuralsız düzen içinde, işçinin, emeğin haklarının gasp edilmesi, ağır çalışma koşulları, hastalık, ölümle yüz yüze kalınması kârların sınır tanımaz yükselişi ile kanlandığından dolayı toplumlar arasında en acımasız uçurum açılmıştır.

Zengin daha da zenginleşirken, fakir daha da fakirleşmiş bir de yetmezmiş gibi can güvenliğini yitirmiştir.

Size son olarak rahmetli Özal ile maden işçileri arasındaki 1990 yılında yaşanmış, dünya emek tarihine en büyük direniş olarak geçmiş olan en çok işçili grev direnişini, Ankara yürüyüşünü hatırlatmak isterim.

Madenciler sadece hak arama savaşlarını kazanmamışlar, Özalizm’in insansız liberal politikalarını kırmışlardı.