HABERTÜRK

İncelme takıntısı


13 Aralık 2014

Kadınların incelme takıntısı acaba erkek egemen toplumun gizli ajandası mı, yoksa tasarımcıların el alışkanlığının doğal bir sonucu mu?

21.yüzyıla gerçek manada her ne kadar ismen “Teknoloji” ya da “Milenyum Çağı” diyor olsak da, bana kalırsa bir de “Kadınların Zayıflık Takıntısı Çağı” olarak da adlandırılmalı.

Haberlere dikkat ediyor musunuz?

Hemen hemen her gün ya normal bir vatandaş ya da ünlü biri (kadın-erkek fark etmiyor) zayıflık uğruna bıçak altına yatıyor ve mide küçültme ameliyatı oluyorlar. Bazıları operasyon sonrası zayıflama maceralarında başarılı olurken, bazıları da bu uğurda telef olup ölüp gidiyor.

Bu tarz haberleri her okuduğumda gencecik yaşında mide kanserine yakalanıp vefat eden çok sevdiğim bir arkadaşım aklıma geliyor. İnsanlar sağlam organlarının kıymetini nasıl olur da bilmezler de gidip kestirirler.

PEKİ SORUMLU KİM?

Kadınların, özellikle yaşadığımız yüzyılda, zayıflık halini takıntı yapmalarının sorumlusu kim? Tasarımcılar kıyafetlerini canlı bir iskelet üzerinde yaratmaktalar. Çok azının yuvarlak hatlı modelleri var. Sonra bu kolleksiyonlar podyumda uzun boylu, iğne iplik modelllerce sergilenmekte. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren kıyafetlerin bedenleri daralmaya başladığından bu kıyafetlere sığacak modeller işlerini kaybetmemek için aç gezmeye başladılar.

Halen daha da aç geziyorlar...  Bugün en ünlü mankenlerimizden biri olan arkadaşımın o dönemlerde yemek masasında kendine çektirdiği ızdıraba gözlerimle şahit olmuştum. 2000’li yıllara gelindiğinde işler daha da çığrından çıktı.

Çünkü tasarımcılar bedenleri iyice küçülttüler ve ortaya sıfır beden çıktı. İşte bu dönemde hastanelik olan ve midelerini şişirmek için tuvalet kağıdı yiyen veya küçülltüren mankenleri duydum.

Kadınların zayıflık takıntısında, tasarımcılardan sonra ki suçlu erkekler. Çünkü hemen hemen hepsi iskelet şeklinde gezen bu mankenlerin peşinde koştuklarından kadınlar çareyi zayıflamakta aradılar. Bu normal bir zayıflama olsa‘sağlık için’ diyerek bir nebze olsun rahatlayacağım. Ama amaç neredeyse ‘sıfır beden’ olan bu kıyafetlere girebilmek, mankenler gibi olabilmek ve tabi ardından da kendilerini erkeklere beğendirebilmek.

200 YIL ÖNCE

Fransız ressam Jaen-Auguste-Dominigue İngeres’in ‘Büyük Odalık’ adlı nü tablosu 1819’da Paris’te sergilendiğinde şok etkisi yaratmış. Modelin anatomiyle alay eden uzun hatları eleştirmenlerce; “Kemikleri yok mu bu kadının?” şeklinde yorumlanmış. 200 yıl sonra tablo Louvre’da sergilendiğinde bir başyapıta dönüşmüştü.

Fakat gelin görün ki 21.yüzyılda ki bakış acısıyla bakıldığında “Ne kadar toplu kadın” olarak eleştirmence eleştirilmiş. İşte görsel algıların 200 yılda kadınları getirdiği nokta.