HABERTÜRK

Eğitim sistemimizdeki suçlu kim?


20 Nisan 2012

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kutlu Doğum Haftası nedeniyle yaptığı konuşmayı dinlediğini söylerken;

“Kutlu Doğum haftasında konuştuktan sonra sevindim Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyecek sandım. Kur’an-ı Kerim’i seven birinin bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi normal mi?” sorusunu da yöneltmişti.

Şahsen kendim de, Kur’an-ı Kerim’i seven biri olarak Başbakan Erdoğan’nın sözleri ile 4+4+4 karmaşası arasındaki bağlantıyı çözebilmek adına ufak ama farklı yoldan bir araştırma yapma gereği duydum.

Çünkü son yıllarda eğitim ve öğretim sistemimizle dolayısı ile de gençlerimizin gelecekleri gereğinden fazla oynandı.

Araştırmamda sistemi sorgulamaktan ziyade suçluyu bulmak istediğimden oldukça gerilere uzandım.

Eğitim sistemimiz aslen Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde oldukça şekillenmişti. Fakat değişik siyasi görüşler , farklı politik yaptırımlar ve vaatler üzülerek söylüyorum ki eğitim sistemimizi düzelmesi zor noktalara getirdi.

Geleceğimiz olup bizleri yönetecek bireylerin sık sık yapılan değiklikler sayesinde eğitimlerinin kaliteleri düşürüldü. Ne yazık ki bozulmaya da devam ediyor.

Çocuklarımıza ne öğretelim?

Çocuklarımıza öncelik olarak din mi, ahlak mı, yoksa bilim mi öğretelim?

Bu tartışmaların asırlardır sürmekte olduğunu biliyor muydunuz?

Örneğin; Tanzimat’tan (1839) beri süregelen marif-eğitim tartışmalarının temelinde iki karşıt görüş değil de hayata iki farklı bakış varmış:

Uhrevilik ve dünyevilik.

Ve bu farklı bakış acıları son 70 yıldır da siyaseti şekillendirmeye devam etmiş.

İşte sırf bu nedenle bugün dahi (2012 yılında) eğitim ile ilgili konuları eğitimden sorumlu kurumlar ve bilimsel kuruluşlar tartışacağına, onlara danışılacağına, halen daha siyasetçiler şekillendirmekteler.

Eğitim konusundaki temel suçlunun “siyaset” olduğunu pekiştirmek amacıyla sizlere geçmişten bir iki örnek daha vermek isterim; 10. yüzyılda Endülüslü Ebubekir İbnu’I Arabi “Gaflete bakınız, çocuklarımıza hiç anlamadıkları Kuran’ı okutmakla işe başlıyoruz” derken, beş yüzyıl sonra değişen anlayışla İbn Haldun (ö.1406) “Çocuklara önce Kur’an öğretilmeli” şeklinde fikrini beyan etmiş.

Geçmiş yılları örnek alarak günümüze gelecek olursak, Nasıl din ve din devlet işlerinin birbirlerinden ayrı tutulması şart koşulmuş ve buna laiklik denmişse, eğitim ve öğretim işleri de siyasetten ayrı tutulsun. Hatta adını da eğitim sistemimizin bozulmasında tek suçlu olan “siyaset” belirlesin.

Ne dersiniz?