HABERTÜRK

Dostlar...


16 Aralık 2011

Artık klişe haline gelmiş sözlerden biridir; ‘Dostlar, iyi günde değil kötü günde belli olur.’ Bu sözün, sözde kalmadığını, klişe olmadığını ise birebir yaşayanlar gerçek manada anlayabilmişlerdir. Yani diyeceğim o ki; Başına gelen iyi bilir...

Yaşam beni (bu yaşıma kadar) iki kez tökezletti. İkisinde de uzun uzun çevreme bakma fırsatım oldu. Dostumu, sevenimi ve sevmeyenlerimi öğrendim. Öğrenirken de bir o kadar hayal kırıklığı yaşadım.

H

Fakat, bu olaylar bana çok güzel dersler verdiğinden hayat karneme tecrübe olarak yazıldılar. Yaşam çizgim sona erene kadar da sıkıntılı dönemlerim olacaktır. Çünkü hayat denen maratonun, bir başlangıç bir de bitiş noktası var. Bu kaçınılmaz gerçeği hepimiz biliyoruz. (İstanbul Zincirlikuyu mezarlığının kapısında ‘her canlı bir gün ölümü tadacaktır’ yazar. Bu yazı gerçeği yansıtmasına, yüzümüze haykırmasına rağmen okuyanları rahatsız eder.)

Koşu yolunuza kimse güller dökmez. Labirente benzeyen bu yol için elinize yol haritası tutuşturan da olmaz. Yola yalnız çıkarız. Sonra da yavaş yavaş, yol arkadaşları, hayat arkadaşları derken, düşe kalka duvarlara toslaya toslaya ilerleriz.

Her tökezleme esnasında yanımızdan birileri eksilebildiği gibi yeni birileri de eklenmiş olabilir. Sonra da bir bakmışız bitiş çizgisine gelmişiz.

İşte o zaman ‘Kalan sağlar benimdir’ diyerek çevremizde kalan sayıya bakarız.

İşte ‘hayat’ bu değil midir sevgili okurlar? Yanıldığım nokta varsa lütfen beni uyarın.

Başbakan Erdoğan’ın hastalandığı ve operasyon geçirdiği günden beri gelişen olaylar, çevresinin takındığı tavırlar ve konuşmalar beni bile rahatsız ettiğinden bugün bu konuya “dostluk” konusuna değinme ihtiyacı duydum.

Beni bile’ diyorum, çünkü yazılarımı takip eden okurlarım Başbakan Erdoğan’ı ve AK Parti hükümetinin yaptırımlarını yeri geldiğinde nasıl şiddetle eleştirdiğimi bilirler.

H

Fakat kim olursa olsun, işin içine insaniyet girdiği zaman frene basarım.

Çünkü ‘siyaset‘ denen menfaat, hırs dünyasının maskesi, işte o zaman düşer. Gerçek yüzler ortaya çıkar. Dönekler, dönenler, dönemeyenler ya da dosdoğru gidenler kendilerini ortaya koyarlar. Saklayamazlar...

Hayat yolu da tıpkı ‘siyasi arena‘ gibi değil midir?

Evde, işyerinde, alışverişte, yolda tıpkı bir siyasetçi gibi manevralar yapıp, önümüze çıkan engelleri aşmıyor muyuz? Aslında bu dünyada hepimiz birer siyasetçi değil miyiz?