HABERTÜRK

Çanlar kimin için çalıyor?


29 Haziran 2012

Pera Müzesi Film Etkinlikleri kapsamında  Pera Film’in, Goya: “ Zamanın Tanığı” sergisine paralel olarak Haziran ayı süresince düzenlenen “Ah ! Ne Tatlı Savaş“ programı savaşın yıkımlarına odaklanmıştı.

Suriye’nin savaş uçağımızı düşürmesi sonucu olarak muhalefet parti liderleri ve Başbakan Erdoğan tarafından sıkça kullanılmaya başlanan “savaş” kelimesi, halbuki fiili olarak neredeyse ülkemiz topraklarında, kendi sınırlarımız içinde neredeyse 30 yıldır sürüyor.

Daha geçtiğimiz salı günü Dağlıca’da 8 askerimizi Irak’tan gelen teröristler katletmediler mi?

Hatta bu olayın üzerine Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklarımız Irak’ın kuzeyine peşpeşe hava operasyonları düzenlemedi mi?

Ya geçtiğimiz hafta sonu verdiğimiz şehitler ve Tunceli’deki çatışma?

İki gece önce Siirt’in Eruh ilçesi kırsalındaki 2 çatışmada 4 askerimiz şehit olup, 2 PKK’lı öldürülmedi mi?

Yıllardır bizler gibi Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı taşıyan, iktidar partisi tarafından kendilerine bir çok açılımlar sağlanmasına rağmen bir türlü tatmin edilemeyen, bana kalırsa ne istediklerini halen bilmeyen, TBMM içindeki seçilmiş milletvekillerini dahi göz ardı ederek kendi vatandaşlarına hain pusular kuran PKK’lı teröristlerle savaşmıyor muyuz?

Günlerdir basında Suriye sınırlarında düşürülen savaş uçağımızın kaybolan pilotları ile ilgili haberlere yer verilirken, neredeyse hergün toprağa verdiğimiz şehit askerlerimizin haberlerini sayfalar arasında bulmakta zorlanıyorum.

Sonuçta.. Bizler, sizler, medyatik aileler, sanatçılar, sanatçı geçinenler, sosyete halkı ya da kendini sosyetik zannedenler, sahil kıyılarında teknelerde boy boy pozlar verip, denizin güneşin, sıcak yaz günlerinin tadını çıkarırcasına o bar senin bu bar benim eğlenirken, gencecik delikanlılarımız ülkenin doğusunda her gün sebepsiz yere öldürülüyorlar.

Aynı sorunlar yüzünden yıllarca teröristlerle savaşmış olan komutanlarımız ise bugün terörist sıfatıyla yargılanmaktalar.

Şaka gibi değil mi?

Bana kalırsa en güzel açıklamasını birkaç gün önce İlker Başbuğ yaptı: “Silivri artık karargahım oldu. Genelkurmay başkanıyken görev yaptığım komutanlar ve 2. Başkanım burada. Vatan görevimi burada yapıyorum.”

Neyse konuyu Pera Müzesi Film Etkinlikleri kapsamındaki “Zamanın Tanığı” sergisinden açmışken nerelere getirdim. Sergisinin bir parçası olan Goya’nın gravür serisi “Savaşın Felaketleri”  özellikle şu günlerde o kadar görülmeye değer ki...

“Ah! Ne Tatlı Savaş” filmi ise 24 Haziran’da beyazperdedeydi.

Sinemanın bu baş yapıtlarını, ileride ülkemiz topraklarında, çanların kimler için çaldığını veya çalabileceğini görebilmek adına izlemenizi önemle tavsiye ederim.