HABERTÜRK

Bizler misafir olabilir miyiz?


02 Temmuz 2014

Cumhurbaşkanı’nı 10 Ağustos’ta her ne kadar halk seçecek gibi gözükse de yine de adına demokrasi denen bir kandırmaca içindeyiz. Halkımızın içinden, değerli ve sevilen bir kaç ismi kendi kendimize halkın adayı olarak gösterebildik mi?

Hayır... Ya da adaylar çıkarıp aralarında ön seçim yaparak oylayabildik mi?

Hayır... Peki ne oldu?

Siyasi parti liderleri yine kendi dikte ettirdikleri adayları (tıpkı milletvekili seçimlerinde olduğu gibi ) önümüze koydular ve şimdi de “ haydi bunlara oy verin “ diyorlar.

Geçtiğimiz günlerde CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun bana anlatmış olduğu bir kısa hikayeyi bugün ben de sizlerle paylaşmak istiyorum;

HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAMIŞ

“Osmanlı’nın son dönemlerinde iki şair ve edip ahbap Mehmet Celâl ile Faik Esad, Beylerbeyi’nde bir dostun iftar davetine icabet için yola koyulup karşıya geçiyorlarmış. Fakat vakti iyi hesap edememişler. İftara daha saatler varmış.

Bunun üzerine iki ahbap,
 “Camiye gidelim, vaaz dinleriz, vakit geçer” düşüncesiyle Beylerbeyi Camii’ne girip bir tarafa ilişmişler.

Vaiz kürsüye çıkmış başlamış cehennemden bahsetmeye. Diliyle etrafa yıldırımlar savurup şimşekler çaktırırken, “zebânileer, alevleer, katran kuyuları” demiş de demiş. Cemaat de dehşetle tir tir titrer olmuş.

Bizimkiler vaizin tehditlerine pek kulak asmaz iken ahalinin çoğu kapıldığı dehşetle hüngür hüngür ağlamaya başlamış.

RESMEN BİZİ HATIRLATTI

Ağlayanlardan biri, gözyaşlarını silerek Faik Esad’ın sırtına dokunmuş, kısık sesle, “Siz vaizi dinlemiyor musunuz?” demiş.

“Dinlenmez olur muyuz, dinliyoruz elbet” diye cevap vermiş bizimkiler.

“Peki ne dediğini anlıyor musunuz?” diye sormuş ağlayanlardan biri.

Bizimkiler “Anlıyoruz elbette, niçin soruyorsun?”
diye terslendiklerinde, adam hayretle devam etmiş;

“Yahu bizim ağlamaktan ciğerimiz sökülüyor, gözümüz dışarıya uğruyor sizde ise hiçbir elem işareti yoktur, nasıl oluyor bu?”

Bizim şair cevap vermiş:
“Efendim biz bu mahalleden değiliz, yabancıyız, misafirliğe geldik de!”

Kuşoğlu’nun anlattığı bu hikaye bana resmen bugünkü kendi halimizi hatırlattı.

Gerçekten de kendimi ülkemde misafir gibi hisseder oldum.

Ülkenin bir cehenneme dönüşmekte olduğunu görmemekte ısrar edip hala “Ben, ben” diyenler ile onların yörüngesinden çıkmayanlar ev sahibi bizlerse misafiriz.

İçinizde benim gibi hisseden var mı?

Yoksa sadece ben mi böyleyim? Kendimi kendi ülkemde turist gibi hissediyorum.